PROGRAM

Siyasetimizin Anlamı, Amacı ve İcra Tarzı

Tarihin önemli bir döneminden geçiyoruz. İkinci Dünya Savaşından sonra kurulan dengeler soğuk savaş döneminin sona ermesiyle birlikte değişiyor ve tek kutuplu dünya mı yoksa çok kutuplu dünya mı kurulacak bunun sancıları yaşanıyor.

Dünyanın yaklaşık son üç yüz yılına damgasını vurmuş olan güç uygarlığı maalesef huzur ve barışı tesis edememiş aksine savaş ve işgaller, soykırımlar, açlık, yoksulluk ve sefalet artışı yaşanmış, insanoğlunun gözyaşı kurumamıştır. Bu gün dünyamızın içine düştüğü durum maalesef içler acısı bir durumdur. Bir milyar iki yüz milyon insan açlık sınırının altında yaşamakta, yılda 10 milyon çocuk açlık veya kötü beslenme sonucu ölmektedir.

Yeryüzünde insan hakları ihlalleri azalacağı yerde artmaktadır. Çevre felaketleri ve diğer canlılara karşı sorumsuzluk tehlikeli boyutlara ulaşmış bulunmaktadır.
Savaşları önleme amacıyla kurulduğunu iddia edilen Birleşmiş Milletler gibi organlar savaşları önleme yerine güçlülerin savaş ve işgallerine gerekçe ve mazeret uydurma amaçlı kullanılmaktadır. Yeryüzünde açlığı ve yoksulluğu ortadan kaldırma ve refahı arttırma iddiaları ile kurulan İMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi kuruluşlar zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul kılmaktan başka işe yaramamıştır.
Bu durum insani değildir ve sürdürülebilir de değildir. İnsanlık bu durumdan kurtulmak zorundadır
Dünyadaki bu kötü gidişe paralel olarak ülkemizde giderek ağırlaşan gelir dağılımı bozukluğu ve işsizlik; sosyal dokunun tahribe uğraması, milletimizin değerlerinden hızla uzaklaştırılarak ahlak ve maneviyat bunalımına sokulması; boşanmaların artarak en temel kurum olan aile kurumunun tehdit altına girmesi tehlikeli boyutlara ulaşmıştır.
Bu durumun insanlık tarihi kadar eski sorumlusu; yanlış hak anlayışına sahip, kendini üstün gören, insanı köleleştirmeye çalışan sömürgeci anlayıştır. Bu anlayış insanın insan üzerinde egemen olmasını esas alan ve yeryüzünü kendi mülkü olarak algılayan bir temel yanlış üzerine oturmaktadır. Bunun sonucu olarak özgürlükler daralmakta veya kaybolmakta ve var olan nimetler herkes için yeterli iken insanlık yeryüzünde açlık ve sefalete sürüklenmektedir.

Bu bir medeniyet krizidir. Güç temelli uygarlığın dayandığı değerler ve ortaya çıkardığı kurumlar insanlığı mutlu etmemiştir. Farklı bir medeniyetin mensupları olarak bölgesel ve küresel sorunlar ve insanlığın içine düştüğü buhranlar hakkında söz söyleme ve çözüm üretme sırası ve sorumluluğu bizdedir.

Her yeni dönem siyasete yeni görevler yükler. Partimiz, önümüzdeki dönemde ülkemizde siyasete yüklenen yeni görevleri yerine getirebilecek benzeri bir oluşumu görmediği için siyaset sahnesinde yerini almıştır. Bırakın yeni dönemde siyasetten beklenen hayati görevlerin yerine getirilmesini, mevcut siyasi oluşumlarla aramızda daha siyaset anlayışımızdan başlayan derin ve köklü farklılıklar söz konusudur.

Şöyle ki:
Siyasi tutum ve davranışların zamana ve şartlara göre değişimlere uğraması tabiidir. Ancak, ülkemizde icra olunan eski siyaset anlayışı, daha en başından kangrenleşmiş bir sorunla maluldür. Bu sorun, siyasi aktörlerin henüz nasıl bir siyaset yapacaklarını, siyasetten ne anladıklarını topluma beyan etmeden ya da “siyaset hizmet yarışıdır” gibi ifadeler kullanarak siyasi faaliyete girişmeleridir. Bugün ülkemiz siyasetinin sergilemiş olduğu içler acısı manzarada, siyasetin ne olduğu konusundaki muhtevasız ve yönelimsiz tutumların payı büyüktür. Partimiz, toplumumuzun ve ülkemizin, her şeyden önce siyasetten ne anladığını ortaya koyan ve bunu topluma açıkça beyan eden ilkeli bir siyasete ve siyasi heyete ihtiyacı olduğuna inanır. Bu güne kadar muhtevasız ve yönelimsiz olarak uygulanan ya da bir hizmet yarışıymış gibi takdim edilen mevcut siyaset anlayışlarının neticesi olarak, demokrasi seçkinlerin adeta bir iktidar oyununa dönüşmüş, halk da sadece sandık başında tercihini kullanan, kimin kazandığını tayin eden ama bununla yetinmesi, seçimlerin ardından evine dönmesi gereken basit bir oy makinesine indirgenmiştir. Partimiz; demokrasiyi, yalnızca arada bir yapılan seçim, vatandaşı sadece seçmen, parti programlarını ve ideolojileri ise seçmen tercihini etkilemek için bir araç olarak gören siyaset anlayışını tümüyle reddeder.

Partimiz siyaseti, hayatın her alanında, insan olmanın, insana layık bir yaşam sürmenin doğrudan bir gereği ve neticesi olarak görmektedir. Siyaset anlayışımız, tüm insanları siyasi haklara sahip, hür ve eşit bireyler olarak görür ve bu özellikleri haiz yurttaşı ve onların oluşturduğu toplumu güçlendirmeyi amaçlar. Siyasette ki ilkemiz, siyasetin kendisini; her zaman ve her şart altında hür ve eşit yurttaşın ve toplumun yanında olmayı vazgeçilemez görevi bilir ve mütemadiyen bu noktadan hareket eden politikalar geliştirir. Yurttaşlar arasında da bu ilkenin hayata geçirilmesi açısından her hangi bir fark gözetmez. İnsanlar eşittir, hiç kimse diğerinden üstün ve imtiyazlı değildir.

Siyaseti insani bir faaliyet olarak değil de, bir iktidar oyunu olarak gören mevcut siyasi anlayışlardan sorun çözmesi beklenemez. Zira siyasi varlıklarının sürmesi için iktidar oyununun devam etmesi, bu oyunun sahnelenebilmesi için de devamlı olarak sorunların üretilmesi; toplumun tarafgirliğe ve kutuplaşmaya zorlanması gerekmektedir. Onların siyasi varlıkları, bu oyunun icrasına, sorun çözmeye değil sorun üretilmesine bağlıdır. Hal böyle olunca, siyaset ve demokrasi, vatandaşların söz, yetki ve karar süreçlerine katılımlarını ve etkinliklerini güçlendirmenin yolu olmaktan çıkmış, giderek sadece büyüme oranları ve borsa endeksleri gibi bir takım ekonomik verilere indirgenmiş ve iktidar oyununun aracı haline gelmiştir. Böyle bir siyaset ve demokrasi anlayışı, vatandaşları söz, yetki ve karar süreçlerinden uzak tutmakta, açlık ve işsizlik tehditleriyle de iradelerini ipotek altına almaktadır.

Sadece seçim zamanlarında söz, yetki ve kararın yurttaşlarda olduğunu belirtmekle yetinen mevcut siyaset anlayışı, söz, yetki ve karar süreçlerinin gerçekten yurttaşlarda olması durumunda aslında bambaşka bir toplum tasavvurunun ortaya çıkacağını bilmekte ve bu nedenle sözkonusu iktidar oyununu sürdürmektedir. Demokrasi, belirli aralıklarla seçimlerin yapılmasından ibaret değildir. Yurttaşların, toplumsal ve siyasal süreçlere söz, yetki ve kararlarıyla katılması demokrasinin temel ilkesidir. Bir ülkenin siyasi hayatında bu ilke ne kadar çok hayata geçirilebiliyorsa, o ülkede o kadar güçlü bir demokrasi vardır.

Bürokratik oligarşinin engelleme girişimlerine, darbeci tavırlarına; bizzat siyasi aktörlerin despotik zihniyetlerine rağmen, vatandaşlarımızın talebi sürekli olarak demokrasimizin daha da güçlendirilmesi istikametinde olmuştur. Bugün gelinen noktada artık Türkiye, bu mevcut siyaset anlayış ile yoluna devam edemez. Yurttaşlar, söz, yetki ve kararın sadece oy kullanarak değil, her zaman kendilerinde olmasını ve daha fazla özgürlük ve demokrasiyi istemektedirler; siyasi temsilcilerinden de demokrasi görüntüsü altında yeni vesayet düzenekleri değil, daha fazla özgürlük ve demokrasi talep etmektedirler.

Halen Türkiye’de çeşitli mekanizmalarla alanı daraltılmış olan siyasete karşı biz, siyasal alanı daraltıcı ve siyaset kurumunu sınırlayıcı hiçbir düzenlemenin kabul edilemeyeceğini söylüyoruz. Ülkenin başta güvenliği, dış politikası ve ekonomisi olmak üzere hiçbir stratejik alanı, siyasetin ve dolayısıyla yurttaş iradesinin belirleyiciliğinden soyutlanamaz. Yeni Türkiye’de böyle bir siyaset anlayışı yürürlüğe konacak, toplum adına söz söyleyecek ve karar verecek yegane merci, siyaset kurumunun kendisi olacaktır.

Bu kapsayıcı yeni siyaset anlayışının yürütüleceği ve asla ayrılmayacağı çerçeve ise hukuk ve adalettir. Hukuk anlayışımız da bu kapsayıcı siyaset anlayışını anayasal garanti altına alır; dolayısıyla yeni bir anayasayı en acil siyasi görev olarak kavrar. Hayatın her alanına yayılmış siyasi çabanın nihai amacı, hukuk ve adaletin gerçekleşmesi; hukukun amacı ise insanın eşitliğini ve muhteremliğini güvence altına alan adaletin teminidir.

İnşasına katkıda bulunacağımız Yeni Türkiye’de siyasetçiler, siyaset kurumu aracılığıyla toplumsal tercihleri siyasal kararlara dönüştürmekle görevli olacaktır. Dolayısıyla siyaset kurumu, toplumsal tercihleri yansıtmak zorunda olduğu kadar, siyasetçiler de kendilerine emanet edilen toplumsal tercihlere ihanet etmemek ve kaynakları toplumsal tercihler doğrultusunda kullanmak zorundadırlar. Yurttaşların asil, seçilenlerin ise vekil olduğu bir siyasal sistem kurmayı taahhüt ediyoruz.

Bugün Türkiye’de siyaset, bir ekonomik çıkar ve tahakküm aygıtı olarak kullanılmaktadır. Bizim tasavvurumuzdaki Türkiye’de siyaset, bir zenginleşme aracı olarak kullanılamayacağı gibi başkaları üzerinde tahakküm kurma ya da kamusal süreçler aracılığıyla topluma şekil verme uğraşısı da olmayacaktır. Toplumsal mühendislik yapmayacağız ve yaptırmayacağız.
Siyaset anlayışımız; yaşam tarzları, inançlar ve kimlikler alanındaki doğal sorunları hak ve adalet çerçevesinde, ideal bir demokratik iletişim ve diyalog ortamında çözmeyi vaat ederken, mevcut siyaset anlayışı, kendi iktidar oyununun devamlılığını sağlamak için bunları çözümsüz bırakmakta, ertelemekte, umut tacirliği yapmakta ve istismar etmektedir. İstismarcı siyaset anlayışı, kendine yakışan ama toplumun asla hak etmediği bir siyaset dilini kullanmakta, hakaret, küfürleşme ve laf yarıştırmayı topluma “siyaset” gibi sunmaktadır. Bu siyaset anlayışı ve siyasi üslup Türkiye’yi yormuştur. Türkiye’nin adaleti, hukuku, hürriyeti ve eşitliği esas değer  kabul eden, müzakereci ve sorun çözücü bir siyasete ve zarif bir siyasi üsluba ihtiyacı vardır. Partimiz, siyaset anlayışına getireceği köklü değişikliğin yanında siyaset diline zarafeti taşımayı, çocuklarımıza çekinmeden izlettirebileceğimiz ve hatta örnek gösterebileceğimiz bir siyasi üslubu vaat etmektedir.

Partimiz, insanlığın evrensel doğruları ve medeniyetimizin kadim değerleri olan “Herkese özgürlük, herkese adalet ve refahın hakça bölüşümü”nü benimseyen ve bu değerlere inanan herkesin sözcüsü ve temsilcidir.

Siyasetimizi icra ederken insanlık tarihi boyunca her toplumda görülen ve insanlık onuru için mücadele edilmesi gereken üç bozulmaya karşı duracağımızı beyan ederiz:

-Siyasal iktidarı, devlet erkini, kamu kudretini “bizden olmayanlar”, bizim gibi inanmayanlar, bizim gibi yaşamayanlar, bize oy vermeyenler, bize muhalefet edenler, hatta bizimle mücadele edenlere karşı bir tahakküm ve dayatma aracı olarak kullanmayacağız. Çünkü siyasal vekâlet bir emanettir, emanete asla ihanet etmeyeceğiz.

-Kamu kaynaklarını, devlet malını bizden yana olanlara, bizi destekleyenlere, bizimkilere aktarmayacağız. Bizim hırsızımız olmayacak ve hırsız bizdendir diye asla korunmayacaktır.

-Başta dini inançlar ve medeniyetimizin değerleri ile tarihi birikimimiz olmak üzere, insanlığın evrensel doğrusularından olan hiçbir değer, ilke ve kuralı kendimizin, yakınlarımızın, yandaşlarımızın, destekçilerimizin çıkarları için kullanmayacağız. Bu değerler üzerinden bir iktidar üretmeyeceğiz.

Bizim bireysel, kurumsal ve sisteme ilişkin genel ahlak anlayışımız ise şu temel ilkelere dayanır;
İnsanın kendisine, diğer insanlara, doğaya, Yaratıcı’ya ve gelecek kuşaklara karşı sorumluluk içinde olduğu bilinciyle davranması, geniş ufuklu ahlak anlayışımızın özünü meydana getirmektedir. Kim bir iyilik yaparsa kendine, bir kötülük yaparsa yine kendine yapmış olur ilkesine dayalı bir ahlak anlayışını benimsiyoruz. Bu anlamda ahlakla ilgili şu ilkelere bağlıyız:

-Kendin için istediğini başkası için de istemek.

-Kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapmamak.

-Başkasına yapılan kötülüğü kendine yapılmış saymak.

-Kim olursa olsun, zalime karşı, mazlumun yanında olmak.

-Kendisinin ve yakınlarının aleyhine de olsa hak ve adaletten ayrılmamak ve doğru tanıklık yapmak

Bu değerleri sadece bireysel planda benimsemekle kalmayıp siyasetimizde ve sistemin inşasında esas olarak kabul etmekteyiz. Bunun için de şeffaf, hesap verebilir, yurttaşın denetimine açık, bilgi ve karar alma süreçlerinin demokratikleştiği bir sistemin vazgeçilmez olduğu ortadadır.

İnsan

İnsan ve insan hakları, partimizin siyaset anlayışının temelini oluşturur.

İnsan, ırkı, rengi, cinsiyeti, dili, dini, mezhebi, düşüncesi, memleketi ve sosyal konumu, ekonomik durumu ne olursa olsun “eşref-i mahlûkat”tır. Dolayısıyla asıl olan insanın bizzat kendisidir. İnsan, piyasadan da, devletten de önceliklidir.

Her insan, insan olması hasebiyle haklara; can ve mal güvenliğine, düşünce ve inancını ifade, barınma, sağlık, sosyal güvence, eğitim, istihdam hak ve özgürlüklerine sahiptir. Hak ve özgürlüklerin kullanılmasında sınırlarımız; iftira, hakaret, şiddete başvurulması, ırkçılık ve ayrımcılık yapılmasıdır. Partimiz hayatın her alanındaki şiddeti, ırkçılığı ve ayrımcılığı lanetler ve bunlara karşı mücadele eder.

İnsan hak ve özgürlüklerinin çoğunluk iradesi ile sınırlanması söz konusu olamaz, temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldıracak ya da zedeleyecek yasalar çıkarılamaz. Esasen demokrasi; haklar dışında kalan alanlarda, her türlü sosyal ve siyasal kurumun oluşturulması ve yönetilmesinde bireylerin eşit hak, yetki ve sorumluluğa sahip olmasıdır.
Eşit ve özgür yurttaşlık, partimizin hem varlık nedeni, hem temel amacıdır. İnsanların kamusal ve toplumsal süreçlere katılımını zorlaştıran bireysel, sosyo-kültürel, yasal ve ekonomik engelleri kaldıracağız.

Aile

İnsanın sosyalleşmesinde öncelikli rol alan, insanlaşmanın temel ortamı olan ailenin korunma hakkı ve zorunluluğu vardır. Adalet ve eşitlikten ayrılmadan, insan hak ve özgürlüklerini teminat altına alarak aileyi korumayı esas olarak kabul etmekteyiz.

Ailenin karşılaştığı sorunları çözebilmesi için maddi ve manevi olarak güçlendirilmesi, aile birliğinin korunması, dağılmasına yol açabilecek şartların ortadan kaldırılması için politikalar geliştirilmesi partimizin vazgeçilmez görevleri arasındadır. Başta sokak çocukları, şiddete maruz kalan kadınlar ve çocuklar, kimsesiz yaşlı ve engelliler olmak üzere ailesiz kalan bireylerin sorunlarının ivedilikle çözüme kavuşturulması, etkin bir şekilde topluma katılımlarının sağlanması siyaset anlayışımızın gereğidir.

Toplum

Örgütlenme hakkı, temel insan haklarından olan düşünce ve inancı ifade etme özgürlüğünün tamamlayıcısıdır; örgütlenemeyen düşünce ve inancın özgürlüğünden bahsedilemez. İnsanlar, toplumsal ilişki ve siyasal katılımın araçları olan sivil toplum örgütlerini serbest bir şekilde kurabilmeli ve katılabilmelidir.

Partimiz, toplumu hür ve eşit yurttaşların varlıklarını ifa ettikleri ilişkiler ağı olarak görür; devleti değil toplumu esas alır, önceler. İnsanın ve toplumun devlet ve piyasa tarafından yutulmasına izin vermeyen politikalar izler. Bu meyanda, varlığını tehdit eden ve yeni bir vesayete yol açan yerel ve/veya uluslar arası güç odaklarına karşı hür ve eşit yurttaşların toplumsal çabalarını korur.

Devlet, tüm sivil toplum kuruluşlarına karşı eşit mesafede olmak ve etkinliklerini hukuki güvence altına almakla yükümlüdür.

Devlet ve Yönetim

Partimizce devlet, marufun yaşanması ve kamusal değerin üretilmesi için insanlar tarafından oluşturulmuş bir siyasal/tarihsel ve hukuki organizasyon olarak görülür ve beşeri olması hasebiyle hiçbir kutsiyete sahip değildir. Devlet, araçsal bir kurum olduğu için asıl olan insan ve toplumun kendisidir. Devlet, insanın toplum tarafından kuşatılarak yok edilmesine müsaade etmeyeceği gibi insan-aile ve toplum dengesini korumak da devletin asli ve birincil fonksiyonudur.

Devlet, zenginlerin fakirleri, güçlülerin güçsüzleri, çoğunluğun azınlığı, organize olanların olmayanları tahakküm altına almaları veya sömürmeleri için bir araç olamaz.
En geniş anlamda devletin varlık nedeni, insanı kuşatan ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel ve ideolojik engellerin kaldırılarak insanın ve toplumun özgürleştirilmesi; hak ve özgürlüklerin soyut birer hukuki statü olmaktan çıkartılarak yapılabilir ve gerçekleştirilebilir durumlar haline getirilmesi ve toplumsal yapının adalet ile kaim bir şekilde korunması ve güvenliğinin sağlanmasıdır.

Devlet, hiçbir dinin, dilin, mezhebin, felsefi düşünce, dünya görüşü ve ideolojinin taşıyıcısı, koruyucusu, yerleştiricisi ve tarafı olamaz. Devlet, herkese ve her kesime karşı eşit mesafede ve hakem olmak zorundadır.

Devlet, herhangi bir dinin inanç, ibadet ve vecibeleri ile eğitim, öğretim ve öğrenimini icbar etmez. Dinin inanç, ibadet ve vecibelerini yerine getirme özgürlüğü ile serbestçe eğitim, öğretim ve öğrenim hakkını yasaklayan veya kısıtlayan kural da koyamaz.

Egemenlik hakkı, insanların birlikte oluşturdukları bütün organizasyonlara katılma ve yönetme haklarını ya doğrudan veya bu hakkın özü kendinde saklı kalmak kaydıyla vekâlet verme yoluyla kullanmasıdır. Bize göre devlet dâhil tüm kurumların sahibi millettir; devlet milleti değil, millet devleti yönetir. Biz MİLLET’İ hak ve özgürlükler paydasında bir arada yaşama iradesini oraya koyan din, dil, ırk,  felsefi düşünce ve mezhep ayrımı yapmayan ve Türkiye Cumhuriyeti Coğrafyası içinde yaşayan özgür insanlar topluluğu olarak tanımlıyoruz.

“Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.” Egemenlik yetkisini serbest seçimlerle oluşan parlamento, millet adına kullanır. Bu yetki, başka bir kurum ve kuruluşla paylaşılamaz. Biz ekonomik, siyasi, askeri, sivil, yerli ve uluslar arası vesayetin her türlüsüne karşıyız.

Hiçbir kurum, kuruluş, organ veya merci kaynağını milletten almadan kamusal yetki kullanmaz ve toplumsal tercihlere aykırı düşemez.

Hâlihazırda meclis üyelerini ve siyaseti seçmenlerden ziyade parti liderleri belirlemektedir. Bu da parti ve lider oligarşisine yol açmaktadır.

Egemenliği kullanan vekiller, bizzat halkın kendisi tarafından belirlenmediğinden bir yetki gaspı söz konusudur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin vatandaşların iradesini tam ve etkin bir şekilde yansıtabilmesi ve millet adına yasama ile yürütme ve idareyi denetleme yetkisini kullanan tek organ olarak işlerlik kazanabilmesi için; başta anayasa olmak üzere, siyasi partiler rejimi, seçim sistemi ve meclis içtüzüğünün, toplumsal tercihlerin sağlıklı siyasal kararlara dönüşmesini sağlayacak şekilde düzenlenmesi zorunludur.
Bu çerçevede Partimiz, kapsamlı bir hukuki ve siyasi reform sürecini başlatmayı taahhüt eder.

Partimiz yeni siyaset anlayışını hayata geçirmek için; hakları ve özgürlükleri güvence altına alan, demokratik, yetki verilenlerin mutlaka millet tarafından denetlenmesine imkan veren, çoğulcu ve katılımcı bir anayasanın millet tarafından bir an önce yapılmasını sağlamayı görev olarak görür.

Dış Politika

“Ulusal çıkar” adı altında adalet, vicdan ve insan hakları ile bağdaşmayan ya bürokratik oligarşinin ideolojik tercihlerini ya da küresel güçlerin çıkarlarını yansıtan dış politikalar, partimizin siyaset felsefesine tamamen aykırıdır ve kabul edilemezler.

Dış politikaya ilişkin genel ilkelerimiz;

-Dış politikada çıkarı değil hakkaniyeti ve adaleti ölçü almak.

-Sömürüyü değil karşılıklı dayanışmayı ve yardımlaşmayı esas almak.

-Zalimlerin dışında hiç kimseye, hiçbir millete ve hiçbir devlete kategorik olarak düşmanlık ve husumet içine girmemek.

-Her zaman kuvvetli olandan değil haklı olandan yana tavır koymak.

-Başta Türkiye ve bölgemiz olmak üzere dünyanın Dar-us Selam  (Barış ve esenlik yurdu) olmasını sağlayacak bir dış politika vizyonuna sahip olmak.

-Bölgesel işbirliklerinin kurulmasına öncelik vermek.

-Komşu ülkelerle dostluk ve işbirliğini geliştirmek.

-Bu ilkeleri sahiplenen devletlerle stratejik işbirliği yapmak.

-Önemli dış politika kararları ve önemli anlaşmaları referandum yoluyla yürürlüğe koymak.

Türkiye, Devlet olarak taraf olduğu tüm uluslar arası kurum ve kuruluşlarla olan ilişkilerinde küresel ölçekte adaleti, barışı, dayanışmayı ve insan haklarını geliştirme ve yaygınlaştırmayı esas alacak politikalar izleyecektir.

Ekonomi Politik

Bu gün dünyada uygulanan ekonomik modelin insanlığı getirdiği nokta maalesef Yoksulluk, Açlık, Savaşlar, Sömürü, Doğanın Tahrip edilmesi gibi insani olmayan ve sürdürülebilirliği mümkün olmayan bir durumdur.

Aynı zamanda bilim ve teknolojideki yenilik ve gelişmeler insan emeğini giderek değersizleştirmekte ve üretimden aldığı payını azaltmaktadır

Serbest piyasa diyorlar ama iddia edilen serbestlik sermaye ve harcıalem mallar ve harcıalem teknolojileredir. Emek, nitelikli bilgi ve teknolojinin serbest dolaşımı engellenmektedir. Bu durumun değişmesi ve bütün üretim faktörlerinin serbestçe dolaşması gerekir ki; bu sayede serbest rekabet oluşsun kalite ve ucuzluk tüm insanlığa ulaşsın. Ancak bu teklife en güçlü itiraz kapitalist ülkelerden gelecektir.

Bütün insanlar varlık âlemindeki nimetlerin eşit ortağıdır.

İnsanların yeryüzüne geldiği andan itibaren ölümüne kadar ihtiyaçlarını giderecek yeterli nimet ve imkânlar fazlasıyla mevcuttur. Bu günkü egemen iktisat anlayışın ileri sürdüğü gibi kaynaklar insan ihtiyaçlarını karşılamak için yetersiz değildir.
Dünya üzerinde yaşanan sıkıntının sebebi israf ve ihtirasların fazlalığıdır. İhtiraslar nimetlere sahip olma ve üretilen ürünün paylaşımında devreye girmekte ve büyük adaletsizlikler yapılmaktadır.
Devlet, iktisadi birikim aracı olamaz. Devletin iktisadi temel amaç ve vazifesi, sosyal refaha aracılık etmek ve yardımcı olmaktır.

Bize göre herhangi bir ekonomi politikası veya kamu uygulamasının büyümeden ziyade sosyal refah üzerindeki etkisi önem taşımaktadır. Her büyüme kendiliğinden ve zorunlu olarak sosyal refahı artırmadığı gibi, birçok büyüme deneyimi sosyal refah kaybı pahasına gerçekleşmektedir.

Yoksulluk, salt ekonomik araç ve aygıtlardan yoksun olmakla sınırlı olmayıp topluma etkin bir şekilde katılımı engelleyen her durumdur. Yoksullukla mücadele, piyasa dinamiklerine, ekonomik konjonktüre, büyüme sürecine ve yardıma muhtaç bırakan ekonomiye bırakılmayacak kadar hayati bir konudur.

Ekonomik etkinlik ile adalet ilkesinin çeliştiği noktalarda, kamu kudretinin tercihi adaletten yana olmalıdır. Adalet, hiçbir amaç ve gerekçeyle terk edilmez ve ötelenemez. Ekonomik gerekçelerle ilerde elde edilecek daha yüksek düzeyde adalet gayesiyle mevcut durumda adaletten taviz vermek (ötelenmiş adalet anlayışı)  en büyük adaletsizliktir.
Devlet emek ile sermayenin pazarda karşı karşıya geldiği ortamda, zayıf olan emeği koruyucu önlemler almak zorundadır.

Servetin, değerin ve ederin temel kaynağı ne üretim, ne piyasa ne marjinal fayda ne de emektir. Servetin, değerin ve ederin kökeni toplumdur. Üretilen üründe bize göre nimet, emek, bilgi asli faktör; sermaye ikincil faktördür. Ürün, bu faktörler arasında katkıları oranında pay edilmelidir. Burada taraflardan emek, akıl (bilgi) ve sermaye bellidir, paylaşımda paylarını almaktadırlar; ancak nimet payını kimler alacak ve nasıl hesaplanacak? Nimetler herkese ait olduğundan şu veya bu nedenle asgari ihtiyacı karşılanamayan tüm insanların; çalıştığı halde asgari ihtiyacını karşılayamayanlar, iş bulamadığı için veya özürlü olduğu için çalışamayanlar bu gurupta yer alır, bir başka ifadeyle bu pay tüm yoksullara aittir ve bu pay tüm yoksulların insan onuruna yaraşır asgari ihtiyaçlarını karşılayacak büyüklükte olmalıdır.

Dolayısıyla üretim sürecinde yer almasına bağlı olmaksızın, toplumda üretilen refahtan ve var olan servetten tüm toplum bireyleri pay sahibidir.  Her vatandaş, içinde yaşadığı toplumun standartlarına uygun olarak insanca yaşama hakkına sahiptir. “Vatandaşlık maaşı”, temel bir yurttaşlık hakkı olarak hayata geçirilecektir.

Hiç kimse mülkiyet, miras ve sözleşme hakkından mahrum bırakılmaz. Mülkiyet hakkı, başka insanları ve tabiatı tahribi de içeren bir sınırsız hak değildir. Hiç kimse içinde yaşadığı topluma, çevreye ve doğaya zarar vererek zenginleşemez. Devletin görevi,  servetin, herhangi bir üretim sürecine konulmaksızın belli eller arasında dönüp dolaşan bir tahakküm aracı olmaktan çıkartılması ve sosyal refah için kullanılması yönünde gerekli önlemleri almasıdır.

Kamunun getireceği mali kamusal yükümlülükler sahip olunan gelir ve servete mütenasip olmak zorundadır. Herkesin gelir ve servetiyle doğru orantılı olarak kamusal mali yükümlülük üstlenmesi zorunludur.
Para, çevre, doğal kaynaklar ve emek gibi tabiatı icabı meta olmadığı için piyasa konusu edilemeyen şeylerin değeri piyasada adalete uygun bir şekilde belirlenemez. Aynı şekilde kamusal nitelikleri tartışılmaz olan eğitim, sağlık ve güvenliğin de piyasa tarafından etkin ve eşitlikçi bir şekilde üretilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla bunların değerinin piyasa güçleri kadar ve bunlardan da ziyade kamu otoritesinin adaleti temin eden girişimleri tarafından belirlenmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Sonuç itibariyle partimizce ekonomi politikası düzenlenirken, kaç kişinin açlık ve yoksulluk sınırının üzerine çıkartıldığı, kaç kişiye iş/istihdam sağlandığı, kaç kişinin kendi işinin sahibi haline getirildiği, kişiler arası gelir ve servet dağılımının ne kadar yakınlaştığı gibi sorular temel ölçüt olarak kullanılacaktır.

 

Eğitim

Partimizce eğitim hakkı, vazgeçilemez insan hakkıdır ve hiçbir gerekçeyle engellenemez. Hali hazırda eğitimin ideolojik amaçlara araç edilmesi, bireysel özgürlüklere müdahale olduğu gibi eğitim sisteminin bilimin ve sanatın gelişimine hizmet etmesini, hür ve eşit yurttaşlık ideallerine yönelmesini ve toplumsal değer yaratmasını da engellemektedir.
Eğitim sosyal güvenlik kapsamına alınacak, yeterli imkanı olmayan herkesin eğitim giderleri her kademede kamu kaynakları ile karşılanacaktır.

Sağlık ve Sosyal Güvenlik

Toplumda yaşayan herkes hiçbir kısıtlama olmaksızın sosyal güvenlik hakkına sahip olacaktır. Sosyal güvenlik hakkı, eğitim, sağlık, geçim ve barınmayı içerir.
Herkes, sosyal güvenlik sistemine mali gücü ile orantılı olarak katkıda bulunacak ve hiçbir yurttaş ağırlıklı olarak kamu kaynaklarına dayanan özel bir fonla finanse edilen sosyal güvenlik kapsamı dışında kalmayacaktır.

Hülasa:

İlk ve son cümlemiz nedir, nihayetinde ne diyoruz; insanı, aileyi, toplumu, devleti, piyasayı, uluslar arası ilişkileri hangi cümle içinde değerlendiriyoruz?

Biz, insanın eşitliğini, kutsallığını ve muhteremliğini esas alan bir heyetiz. Bütün insanları Hz. Âdem’in evlatları olarak görüyoruz. Aralarında hiçbir ayırım kabul etmiyoruz.
İnsanların ekmeğini ve hürriyetini teminat altına almak siyasetimizin varlık nedenidir.  Onların söz, yetki ve karar hürriyetleri asla ellerinden alınamayacak. İnsanlara bunu taahhüt ediyoruz. Bunun dışındakiler; daha iyi yollar, daha iyi okullar, daha iyi hastaneler takatimizle mukayyettir. Gökten yağmur indikçe, yerden nebat bittikçe, yani takatimiz arttıkça bunları da adaletle ve mümkün olan en iyi şekilde yerine getireceğiz. Ancak şunu tekrar tekrar taahhüt ediyoruz. Hiç kimse rızık endişesi ve istikbal korkusuyla kimsenin önünde eğilmeyecek, kimseye kulluk etmeyecektir. Bu bizim itikadımızdır. Bu itikadımızı hiçbir güç bozamaz.

Her şey; iç ve dış politika, Merkez Bankası, piyasa, AB, NATO, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü vs bu prensip etrafında dönecek, asla bu prensibin dışına çıkılmayacaktır.
Çift dil ve çift gündemimiz olmayacak, sizlerin dışınızda hiç kimseyle gizli bir ittifakımız olmayacak, halkımızın dışında hiçbir güç odağına dayanmayacağız.

Bugüne kadar insanları köleleştiren sistemlerle mücadele edenler, farklı inanç, felsefe, değer yargıları ile hareket ettiler. Şimdi burada birleşiyoruz, kula kulluğa, sömürüye, adaletsizliğe karşı çıkanlar bu partide, bu çatı altında güçlerini birleştiriyor. Buna inanan bütün insanları burada, bu çağrı etrafında toplanmaya davet ediyoruz.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s